♫ 27 Haziran 2010 01:20
Yaklaşık 1 haftadır Ankara’da bulunuyorum. Buraya gelme nedenim annemin sağlık probleminin olmasıydı. Bağırsak zarlarının yırtılması sonucu bağırsaklar dışarıya çıkmış. Bir nevi fıtık gibi bir şey. Bu yüzden annemin ameliyat olması gerekliydi. 23.06.2010 tarihinde Keçiören Eğitim ve Araştırma hastanesinden ameliyat için gün alındı. 22.06.2010 salı günü yatışını yaptık. Yatış yaparken hayatımdaki en zor imzalardan birini attım. Annem ameliyat olacak ve doğa bilecek her türlü ihtimale karşılık atmış olduğum bir imzaydı bu. Kendimi o kadar çok kötü hissettim ki bunu sizlere anlatamam. Allah düşmanımın başına vermesin.
Ameliyat saati geldiğinde annemi hazırladılar ve ameliyat odasına götürdüler. Gittiğinde saat 14:30′du stres dolu bir bekleyişin ardından saat:15:50 de annemi odasına getirmişlerdi fakat ameliyat tansiyonunun yükselmesi nedeniyle yapılamamıştı.
Doktoruyla görüştüm ve 24 saat müşade altında tutulacağını söyledi. Aksi bir durum oluşmazsa 25.06.2020 cuma günü ameliyatı gerçekleşecek denildi. Stres ve korku dolu 2 gün daha. Neyseki yalnız değildim. Nişanlım, annesi, ablam, eniştem ve babam her zaman benim ve annemin yanındaydılar. Kuzenim Nagihan ve eşi Cafer’de telefonla beni arayarak yanımda olduklarını gösterdiler. Hepsine ayrı ayrı minnettarım.
İkinci defa ameliyat saati geldiğinde. Herşey benim için çok daha zordu. Çünkü annemin yanında tek başıma kalmak zorundaydım. Herşey hazırlandı ve annem ameliyat odasına alındı. Ameliyathane kapısı önünde beklediğim her saniye hiç geçmiyormuş gibiydi. Bir buçuk saatlik bekleyişin ardından kapı açıldı ve annem sedye içinde bada doğru geliyordu. Dikkatli baktığımda annemin yüzünde acı ifadesinden çok moral bozukluğu görünüyordu. Meğer tansiyonu yeniden yükseldiği için anestezi yapılamadığı için ameliyat olamamıştı.
Annemi odasına getirdikten sonra ben doktorunun yanına gittim ve konuştum. Doktorunu dinledikçe aslında bunun bir oğulun annesini beklemekten çok öte birşey olduğunu öğrendim. Tansiyon hastalarının ameliyat olabilmeleri için. en az iki saat öncesinden özel bir odaya alınarak. sakileştirilmesi ve uyutulması gerekiyormuş. Bu imkanlarda Türkiye’de her hastanede hatta çok nadir hastelerde bulunuyormuş. Böyle olmasından dolayı bir çok hasta ameliyat olmadan geri geliyor ve bağzılarıda ameliyat esnasında beyin kanaması geçiriyormuş. Buda binlerce anne ve oğul demek.
Etiketler: Ameliyat, Anne, Beklemek, Hastane, zaman
♫ Günce altında yayınlanıyor. | Yorum yapılmamış »
♫ 3 Haziran 2010 00:53
Her hafta sonu İstanbul’ dan Mustafakemalpaşa’ ya gidip/geliyorum. Otobüs firmalarında yaşanılan sıkıntılar malum. Bende bunu bildiğim için biraz daha fazla ücret ödeyerek daha köklü yılların tecrübesi olduğuna inandığım Kamil Koç firmasını tercih ediyordum. Ediyordum diyorum çünkü yakın zamanda başıma gelen bir olay bana şunu hatırlattı önemli olan başarılı olmak kadar başarının sürekliliğini sağlamak… Şimdi size olayı anlatıcam. Okuduğunuzda hiç bu kadar saçmalığı bir arada görmediğinizden emin olabilirsiniz..

22.05.2010 tarihinde saat 19:30 da İstanbul/Ataşehir – Mustafakemalpaşa’ ya hareket edecek olan Kamil Koç firmasına ait rahat hat otobüsüne 7 numaralı koltuğa İçerenköy yazıhanesinden bilet aldım. Ataşehir terminaline gitmek için servis kullanmak istediğimi belirttim. Bunun üzerine yazıhane görevlisi servis saatinin 19:15 olduğunu söyledi. Read the rest of this entry »
Etiketler: Hassasiyet, Kamil Koç, paylaşmak, Saat, Servis, Seyahat, Şikayet, zaman
♫ Genel altında yayınlanıyor. | Yorum yapılmamış »
♫ 13 Mayıs 2010 00:56
Evet arkadaşlar artık şaşırmayı bırakmanız gerekiyor. Tamam kabul ediyorum. Benim gibi birinin bu kadar kısa bir sürede evlenmeye karar vermesi beni de çok şaşırttı. Ama inanın kısmet olduğunda hiç bir şey anlamadan herşey o kadar hızlı heyecanlı bir şekilde ilerliyor ki tüm bu şaşkınlığınızı üzerinizden alıp büyük bir mutluluğun içine bırakıyor.
Ben gerçekten çok şanslıyım. Gülnihal’ le tanışmam ve onunla evlenmeye verdiğim karar hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Bunun üzerine sözümüzün ardından zamanı ve zamanı uzatmadan nişanımızı yapalım istedik. 8 Mayıs 2010 cumartesi akşamı nişanımızı yaptık. Hatta tören esnasında o kadar mutluluk duydum ki ağlamamak için kendimi zor tuttum. Allah bu mutluluğumuzu hiç bir zaman bozmasın. Darısı evlenmeyi düşünen tüm dostların başına.
6 Ağustos 2010 Cuma akşamı Mustafakemalpaşa Özkocaman Spor Tesislerinde yapacağımız düğünde sizleride aramızda görmek ve mutluluğumuzu paylaşmak bizi onurlandıracaktır. Sevgilerimizle…
Etiketler: aşk, evlilik, mutluluk, nişan
♫ Günce altında yayınlanıyor. | Yorum yapılmamış »
♫ 13 Mayıs 2010 00:35
06 Mart 2010 cumartesi akşamı ailemle birlikte Gülnihal ‘i babasından istemeye gittik. O kadar heyecanlıydım ki; içeriye girdiğimde ne yapacağımı şaşırdım.
Büyüklerin elini öptükten ve herkesle selamlaştıktan sonra başka bir odaya geçtim. Odaya bir süre sonra Gülnihal geldi. Onu karşımda gördüğümde büyük bir rahatlık düştü içime.
İçeride havadan sudan muhabbetlerin ardından söz istemeye geldiğinde artık resmen evliliğe giden ilk adımızı atmış olduk.
Sıra kahve faslına gelmişti. Tuzlu kahveyi içmek için sabırsızlanıyordum. Gülnihal son olarak kahveyi bana getirdiğinde tepsinin içinde iki tane kahve vardı. Bunlardan biri tuzlu diğeri ise normal kahveydi. Normal olanın üzerinde çok ince düşünülmüş bir detay vardı. Kahvenin köpüğünün üzerine bir kalp resmi yapılmıştı. O an Gülnihal’ in yüzüne baktığımda her türlü ihtimale karşılık tuzlu kahveyi içmemem için beni uyarması çok daha büyük bir incelikti aslında. (Canım benim)
Kahveler içildikten sonra sırada yüzüklerimizin takılması vardı. Bu görev için ailenin en yaşlı delikanlısı babam sahneye çıktı ve yüzüklerimizi taktı. Arkasından Refik babamın söz duasını Türkçe okuması ise çok anlamlıydı. Böylelikle sözümüz kesildi. O kadar mutlu ve huzurluyum ki evlenmeye karar veremeyenlere şiddetle tavsiye ederim.
Etiketler: evlilik, söz, tuzlu kahve, yüzük
♫ Günce altında yayınlanıyor. | Yorum yapılmamış »
♫ 21 Şubat 2010 01:48
10 yıl kadar önce duyduğum yakın zamanda karşılaştığım hatta bir yazımda da yer verdiğim. Network marketing, network satış sistemi Türkçe tabiri ile dost alışverişi hakkında biraz daha paylaşımda bulunmak istiyorum.
Günümüzde üretici firmalar televizyon, radyo, afişler, el broşürleri vs. reklam araçları ile bir ürünün tanıtımında istedikleri satış grafiğini yakalayamaz oldular. Bunun sebebi insanların bir birleriyle paylaşma arzularının yükselmesi. Düşünün bir arkadaşınız bir ürün aldığı ve memnun kaldığında bunu sizinle paylaşıyor. ”Ben x marka bir telefon aldım ve çok memnun kaldım.” dediğinde, telefon almak istediğinizde mağazada ilk uğrayacağınız yer arkadaşınızın size tavsiye ettiği ürünün bulunduğu reyon olmaz mı?
Özellikle Türk insanının biri başım ağrıyor dediğinde; ”Aaa dur ben x ilacı kullanıyorum çok iyi geliyor. Sende bunu kullan” dediğimizi dikkate alırsak(!), sürekli olarak bilinçli yada bilinçsiz olarak birilerine bir şeyler tavsiye ediyoruz. Bunu gören dünya ülkelerinden başta Amerika ve Japonya olmak üzere bu sistemi daha cazip bir satış ve pazarlama şekline getirerek ismini network, network maketing gibi isimler altında başarılı bir şekilde yürütüyorlar.

Network Marketing nedir?
Satış sektöründeki herkes ”Yavru Köpek” tekniğini bilir. Eğer ürünü kısa süreliğine de olsa evine ya da ofisine sokabilirseniz, satış yapma olasılığınız artar. Neden? Çünkü tıpkı bir köpek yavrusunu evinize aldığınızda olduğu gibi, bir şeye sahip olduğunuzda onu mağzadaki halinden daha değerli görürsünüz. Bunu yaptığınız anda ürünün insan zihnindeki değeri bir anda artar. Zihindeki bu değer mağazadaki etiketten çok daha yüksektir, dolayısıyla müşteri ürünü hemen alır. (Kevin HOGAN)

Çok katlı pazarlama, doğrudan satışın geliştirlmiş bir türüdür. Buradaki amaç işyerleri ve parakende satış noktalarına ürünün yayılmasını engelleyerek daha yüksek kazanç elde etmek ve satış yapan kişilere daha yüksek bir kazanç getirisi sağlamak. Satış yapan kişinin birinci kazanç yöntemi kişsel yaptıkları satışlardan doğan kazanç. Diğeri de uygulanan plana göre ekiplerine (kademe basamakları sistemi ile) kayıt ettikleri kişilerin ve sonrada bu kişilerin kayıt ettiklerinin satışlarından doğan kazanç. Bu yüzden çok katlı pazarlama (Network) kişiye özgü kendi bağımsız işini kurma ve geliştirme şansını sunan bir olanaktır.
Gerçekten bu konuda başarılı olduklarını ve yakın zamanda kral olacaklarını düşündüğüm bir çok şirket mevcut ve hedeflerine ulaşmaya yakın çok fazla uluslar arası şirketler mevcut. Evet, evet krallık diyorum. Sistemin amacı tamamen buna endeksli. Fakat bu kral olma yolunda ilerleyen kişlerin yalnızca şahsi değil ülkesi adına da bir takım yatırımlar yaptığı gerçeğini atlamamak gerekiyor.
Yaklaşık 10 yıldır faliyet gösteren bu sistem ülkemizde banka, kozmetik, sağlık, iletişim, gibi sektörlerde kulanarak oldukça yol kat etmiş durumda olan bir çok firma var. Bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar dış ülkelerden bu işi yöneten insanları düşünün.
5 şirket yılda 100.000 üye kazansa – ki fazlasını kazanmış durumdalar. 10 yıl içerisinde 5.000.000 kişiye ulaşmış oluyorlar. Altını çizerek söylemek istiyorum kazandıkları bu 5.000.000 kişi sabit ellerinde kalıyor. Bu kadar insanın böyle bir sistem içerisine zengin olacaklarını düşünerek üye olmak yada diğer tabirle satış temsilcisi olmak için giriş ücreti olarak verdikleri parasal değerlerin hesaplamasını yapmak bile istemiyorum. Bu Ülkemiz için ciddi bir tehdid oluşturmuş durumda.
Bu sistem içerisinde yer alan arkadaşları takdir ediyorum. Çünkü gelişime bilgiye verdikleri değer tartışılmaz. Networker arkadaşlardan bir ricam var. Gelin biz bu işi ülkemizdeki üretici firmalara taşıyalım. Onlara destek verelim. Emin olunki kralsız bir ülkede sadrazam olmaktansa. Kralı olan bir ülkede soytarı olmayı tercih ederim.
Türk networkerları desteğe bekliyorum. Başarabiliriz.! Sadece networkerları değil üretici firmalarıda biz networkerlara desteğe bekliyorum. Böyle bir uygulamada gönüllü olarak yer almaktan onur duyarım.
Etiketler: Başarı, Network, Network Marketing, Networker
♫ Projeler altında yayınlanıyor. | Yorum yapılmamış »
♫ 19 Şubat 2010 00:51
Tam 7 yıl önce bir insanı öyle derin sevmiştim ki, izlerini daha yeni yeni kaybediyorum. Unuttum demiyorum. Çünkü unutmam için ondan daha fazla sevebileceğim birinin karşıma çıkması gerekiyor. Çivi çiviyi söker misali karşılaştırması değil bahsettiğim. Eğer bu şekilde düşünmüş olsaydım bu zaman sürecinde hayatıma bir çok kadın girerebilirdi. Benim istediğim ise çok değil yalnızca tek bir kadın. Aç olduğum bir duygumdan bahsediyorum.
Kabullenmemin zor olduğunu düşündüğüm aslında benim hayatımdaki en büyük gerçeklerden biriymiş. Ve en kolay kabullenebilecek bir gerçek. Sonunda bitti. Hayatıma yön verme kararını aldım. Aldığım bu karar arkasından bir karar daha almam gerektiği çıktı karşıma. Aslında bugüne kadar hiç almadığım bir karar. Düşündüğümde beni gerçekten çok heyecanlandırdı. Bir başka insanla ortak kararlar alma fikri ilk olarak sorular uyandırsada cevaplarını keşfettikçe muhteşem bir rüyaya bürünüyor.
Bir an önce hayatımda bir insana yer vermek istiyorum. Başımı ayak parmaklarıma bakmaktan kaldırıp ufka bakmaya başladım. Gerçekten çok güzel kadınlar var. İsteyerek kadınların kendi aralarında geçen sohbetlere kulak misafiri oluyorum bir çok yerde. Mutlu olan çiftlere bakıyorum. Arayış içindeyim. Kimi zaman göz göze geldiğim kadınlar oluyor. Çekingenlik boyutu mu desem adına? Tutuk kalmak mı? Utangaçlık mı?
Kadınların dilinden duygularından çok iyi anlayan biri olmama rağmen neden bu kadar arka planda kalıyor. Ve karşımdaki insana istediğini veremiyorum diye düşünüyor bu soruyu defalarca kendime soruyorum.
Aslında istedikleri çok basit. Samimi mesafeli bir merhaba ile başlaya bilir herşey. Saygı temel kaynak. Gerçek bir ilgi, bunaltıcı olmayan. O kadar çok yalnız bırakıyoruz ki onları sonunda yalnız kaldığımızın farkına varıp bir çok defa onları suçluyoruz. Doğru kadın yok. Doğru ilişki olduğuna inanıyorum. Bir ilişkiye başlamanın en sağlıklı yoluda iyi bir iletişim sağlamaktan geçiyor.
Bir erkek bir kadın ile birlikte olmaya başladığında özellikle bu kadınla iyi anlaşıyorsa kendine daha bir özen gösteriyor. Oysa kadınlar bunu her zaman yapıyor. Sizce başka bir kadından daha güzel görünmek ona hava atmak için mi. Kesinlikle buna katılmıyorum. Kadınlar gerçek ilgiye saygıya ulaşmak için bunu yapıyor diye düşünüyorum.
Ben niçin aynı özeni kendime göstermiyorum. Kendime olan saygısızlığımdan olabilir mi? Gördüğüm güzel bir kadının yanına sokulma cesaretini niçin gösteremiyorum? Kıyafetlerimden dolayı mı, saçımı taramadığımdan yada alacağım tepkiden korktuğum için mi?
Ben keşfetmek değil, keşfedilmek istiyorum. İstanbul gibi..
Etiketler: erkek, ilişki, İstanbul, Kadın, mutluluk
♫ Günce altında yayınlanıyor. | Yorum yapılmamış »